Yazı kategorisi: İnsan

Birisi Sağlık Mı Dedi, O Halde Benden Ek Tavsiye (Senin İçin)

Sağlıklı beslenmek için uygulamanız gereken adımlar şu şekildedir;

1- “İlk olarak hareketinizi arttırın.” Mesela günlük fiziksel aktiviteleriniz arasında 30 dakika egzersiz için zaman ayırmak hiç de zor değildir. Televizyon izlerken veya ev ödevlerinizi yaparken her saat başı 10 dk. ayırıp egzersiz yapabilirsiniz. Bunun yanında arkadaşınızı görmeye giderken dolmuş veya taksi kullanmak yerine belli bir mesafeyi yürüyerek veya bisikletle tamamlayabilirsiniz. Ayrıca asansör kullanmak yerine merdivenleri tercih etmenizde de yarar vardır.

2- “Ara öğünleri sakın atlatmayın.” Ara öğün kan şekeri dengesini korumak ve metabolizma hızını arttırmak için mutlaka atlanmaması gereken öğünlerden biridir. Değişik besin gruplarından değişik besin ögelerini seçebilirsiniz. Bir bardak yarım yağlı süt, 1-2 adet kraker, 1 elma, yulaf ezmesi veya bir kase meyveli yoğurt sizin için sağlıklı bir seçim olacaktır.

3- “Besin seçimlerinizi dengeleyin.” Eğer patates kızartması, hamburger ve dondurmadan vazgeçemiyorsanız, bu besinleri hangi sıklıkla yediğinizi kontrol altına alınız. Çünkü bedeniniz çeşitli protein, karbonhidrat, yağ ve çeşitli vitamin ve mineralleri vitamin A-C, demir ve kalsiyum gibi çeşitli yiyeceklerden de almaya ihtiyacı bulunmaktadır.

4- “Arkadaşlarınız ve ailenizle vakit geçirin.” Bu ne işimize yarayacak demeyin. Çünkü, arkadaş ve aileyle yapılacak grup aktiviteleri çok eğlenceli olabilir. Arkadaşlarınızı sizinle birlikte grup egzersizi yapmak için teşvik etmeniz ilk sırada yer alabilir. Bu aktiviteler; yürüyüş, bisiklete binmek, basketbol ve voleybol gibi aktiviteler olabilir.

5- “Daha fazla kepekli besin ve meyve sebze tüketin.” Besin ve enerji sağlıklı beslenmede en önemli etkendir. Bu besinler size enerji vermekle birlikte, mineral ve posa da içerir. Beyaz ekmek yerine tam buğday unlu ekmek tercih ediniz. Makarna, sebzeli tercih edebilirsiniz. Bunun yanında tüm bunlar tahıl grubuna girmektedir.

6- “Besinler iyi ya da kötü değildir.” Her besinin ve yemeğin iyi ve kötü yönü elbette ki vardır. Sağlıklı beslenmeyi organize etmek bir nevi yap-boz gibidir. Her yiyecek farklı özellikler taşır. Bazı besinler daha fazla yağ, tuz ve şeker içerebilir. ayrıca bazılarında da vitamin ve posa yoktur. Diyeti iyi ya da kötü yapan bu besinleri nasıl seçtiğinizdir. Seçimdeki denge çok önemlidir.

Örneğin; yağlı gıdalardan oluşan bir menüyü öğle yemeğinde tüketmeye özen gösterip, diğer öğünleri daha hafif geçirebilirsiniz. Ancak size önerilen miktarda kalmaya dikkat ediniz. Eğer iki dilim pizza önerildiyse üçüncü dilimden kaçınınız.

7- “Uyku saatlerine dikkat ediniz.” Bakın bu çok önemli hele ki gelişme çağındaki gençlik için. Vücudunuzda hormonların doğru çalışması için uyku saatlerine özen gösterilmesi gerekmektedir. Uyku insan hayatının en önemli fonksiyonlarından biridir. İyi bir uyku gün içerisinde insanın yaşam kalitesini arttırır. En erken 07:00 da kalkıp en geç 23:00 da uyumalıyız. Eğer ki geç uyanacak olursak sindirim sistemimiz iyi çalışmaz ve depresyon hormonları iyi çalışmayacağı için kendimizi kötü hissedebiliriz.

VEEEE! SON OLARAK VÜCUT İÇİN GEREKLİ OLAN 6 BESİN ÖGESİNİ SİZLERE BİR SONRAKİ BLOG DA AÇIKLAMIŞ OLACAĞIM. TAKİPTE VE SAĞLICAKLA KALIN..

Yazı kategorisi: İnsan

Hayatın Anlamı: Bir Uzun Yolculuk

🔅 Gözlerimizi dünyaya açtığımız andan itibaren olgunluk yolunda verdiğimiz çaba ve hayatta kalma dürtüsü… Bu dürtülere yeni çağ ile eklenen, insanlığı, hayvansal sistemlerden ayıran düşünme ve anlam arayışları…

🔅 İnsanın id ve ego çatışmaları çocukluktan itibaren başlamaktadır. Çocuklukta boy gösteren ket vurmalar zamanla ebeveyne karşı çıkmayı da beraberinde getirmektedir. Bağımsız birey olma yolunda atılan adımlar, hayatta var oluşumuzu kanıtlama çabalarından biridir. Peki ya insan, yaşadığı evrende yalnızca var olduğunu mu ispat etme çabasındadır?

🔅 İçinde bir yerlerde narsistik tohumlar barındıran insan, çevresi içinde ele alındığında hem kalıtımın hem de sosyal çevrenin etkisi altında olduğu görülebilir. İnsan yaşadığı müddetçe içine, derinlerine inmeye çalışır. Derinlerindeki narsistik duygulara takılı kalanlar, hayatlarındaki ben merkezciliğinde kaybolurlar. Aksine narsist duygulardan çok huzur dolu arayışlara karışanlar, asıl hayat yolculuğuna ulaşmış olanlardır. Öfke ve hırstan uzaklaşıp saf öze inen insan, kendini bulmanın erdemine ulaşır. Görmeyen gözün görmesi, duymayan kulakların duyması gibi karanlık noktalara ışık olur öz benlik…

🔅 Küçük ve önemsiz gibi görünen şu insan ömründe mutlu olmak adına hayatın anlamını arar dururuz. Ruhumuzu son ana kadar huzura erdirmek isteriz. ‘Yunan stoacı filozof Epiktetos’ a göre ruh, su dolu havuz gibi olduğu için gerçek nimetleri itmeyen bir yapıya sahiptir. Ruhun kanatları bu havuzu aydınlatan ışıktır. Havuzun suyu dalgalandıkça ışığın da dalgalandığı sanılır. Oysaki ışık olduğu gibidir. İnsan için de bu böyledir. O bulanık ve üzüntülü iken, erdemleri bulanık ya da sarsılmış değildir. Onun özündeki güçler kıpırdanmıştır. Bu güçler durgunlaşınca her
şey durgunlaşacaktır. Bu açıklamalar göstermektedir ki insanın ruhu sakin,
huzurlu, ahenk içinde olursa yaşamı da mutluluk içinde olmaktadır. Bu ahenk
bozulursa yaşamı da karmaşık olacaktır. O halde insan ruh huzurunu sağlamak
için bunu bozacak şeylerden uzak durmalıdır.
Düşünürümüz, insanların erdemli olma özelliklerini ortaya çıkartmak için
‘bencillik’ ve ‘imansızlık’ gibi iki olumsuzluğu ruhlarından söküp atmaları gerektiğini belirtmektedir. O, öğrenilmesi gereken ilk şeyin, her şeyi yöneten bir
Tanrı’nın varlığını, yalnız davranışların değil ama duyguların ve düşüncelerin
de ondan saklanmayacağını bilmek, sonra da onun niteliğini çözmek olduğuna
inanmaktadır. Epiktetos, ruhtan atılması gereken imansızlığın ancak bu şekilde ortadan kaldırılabileceğini ifade ederek insanlığa şu çağrıyı yapmaktadır:
“Ey insanoğlu! Tanrı’nın sana verdiği nimetlere karşı nankör olma… Özellikle
de bunlardan daha değerli olan her şeyi kullanmak, denemek ve her şeye değerini vermek gücünü armağan ettiği için şükret.”

🔅Azla yetinmenin gücüne, iyiye, erdeme ulaştığımızda, yaşamak için bir sebebimiz kalmadığında bile kendimiz için yaşamayı bildiğimizde belki de anlama yaklaşmış oluyoruz. Kusursuz bir dünyada, kusurlu varlıklar olduğumuzu kabul ederek, ne geçici olduğumuz gerçeğine saplanıp ne de gitme vakti geldiğinde hazırlıksız yakalanan umutsuzlara dönüşmeliyiz. Benliğimizin yol göstericiliğine inanmalıyız. Kendimize inanmalıyız. Hayatı zindan etmek yerine, küçük mucizelere hayranlıkla bakmalıyız. En çok da kendi yaratılış mucizeliğimize…

Son olarak sizlere hayatın anlamıyla ilgili okuduğum ve baş ucu kitabım haline gelen kitabı tanıtmak isterim.

“İnsanın Anlam Arayışı /Viktor Emil Frankl”

Hayat yolculuğunuzda bu kitabı okuyarak bir nebze de olsa anlama ulaşacağınıza eminim.

Bu güzel yolculuğunuzda anlama ve kendinize ulaşmanız dileğimle…

Kaynakça : Dini Araştırmalar, Temmuz – Aralık 2011, Cilt : 14, Sayı : 39, ss. 115- 138

Yazı kategorisi: İnsan

Görünmeyen Kahramanlar: Sosyal Hizmet Uzmanları

Sosyal Hizmet nedir?

Sosyal hizmet; sosyal değişimi ve gelişimi, sosyal bütünleşmeyi, insanların güçlendirilmesini ve özgürleşmelerini destekleyen uygulama temelli bir meslek ve akademik disiplindir. Sosyal hizmet; sosyal adalet, insan hakları, ortak sorumluluk ve farklılıklara saygı ilkelerini merkeze alır.

Sosyal Hizmet bölümünü bitirenler Sosyal Hizmet Uzmanı veya Sosyal Çalışmacı unvanına sahip olurlar. Sonradan ortaya çıkmış “sosyal çalışma görevlisi” veyahut “sosyal çalışan” gibi kavramlar sosyal hizmet mesleğiyle uyuşmamaktadır.

Sosyal Hizmet Bölümü; uygulama ve birebir terapötik iletişim odaklı bir disiplin olması sebebiyle (burayı koyu renkle yazma gereksinimi duyuyorum) örgün eğitim şeklinde olmalıdır. Bu sebeple yine açık öğretim Sosyal Hizmetler bölümü, Sosyal Hizmet yaklaşımına aykırıdır. Bugün hala açık-örgün tartışmasını ve mücadelesini yaşamaktayız.

  • Örgün Sosyal Hizmet mezunu bireyler Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlık ve İl müdürlüklerinde, Adalet Bakanlığı’nın Aile Mahkemeleri’ nde Adli Sosyal Hizmet alanında, Huzurevi ve Engelli  Bakım ve Rehabilitasyon Merkezlerinde, Sağlık Bakanlığında Tıbbi Sosyal Hizmet alanında, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarında, Sivil Toplum Örgütlerinde, İl Göç İdarelerinde çalışma imkanı bulabilirler.

Bu mesleği yapabilir miyim?

Yardımlaşmaya, sosyal adalet ve eşitlik ilkelerine önem veriyorsanız, farklılıklara, renkliliklere saygı duymayı biliyorsanız, mağdurun hak savunucusu olabilirim diyorsanız ve en önemlisi meslek aşkını kendinizde görüyorsanız Sosyal Hizmet işte tam size göre…

Sosyal hizmet kavramının yarısını oluşturan “sosyal” sözcüğü insanların yaşamlarını şekillendiren güçlerle etkileşim odağıdır. “sosyal hizmet” kavramı, sosyal sorunları çözmek için yardım tekniklerini disipliner bir tutumla uygulayan bir meslek için doğru bir kullanımdır. Sosyal Hizmet mesleğini anlamak, insanı sosyal bir varlık olarak derinlemesine değerlendirmekle başlar.

  • Sosyal Hizmetin; insanların sorun çözme, baş etme ve gelişimsel kapasitelerini arttırmak; insanlara kaynak, hizmet ve olanak sağlayan sistemlerle müracaatçıları bağlantılandırmak; sistemlerin etkili ve insancıl olarak işlev görmesini sağlamak ve sosyal politikaların gelişimi ve ilerlemesi için katkıda bulunmak üzere dört temel amacı bulunmaktadır.

Sosyal hizmet uzmanları kaynakla müracaatçıyı buluşturmanın yanında, bireyler için koruyucu ve önleyici tedbirler alır. Hakların yanında sorumlulukların da yer aldığını bilir. Sosyal Hizmet Uzmanları, müracaatçının olası sorunları üzerine odaklanır ve müracaatçıya yollar sunar. Müracaatçıyı yönlendirme yetkisi yoktur. Burada müracaatçının self determinasyon dediğimiz, kendi kaderini kendi tayin etme hakkı mevcuttur. Bireyler öncelikle değişime istekli olmalıdır. Çünkü her ne kadar sosyal hizmet müdahaleleri etkili olsa da müracaatçıların sorunlarına uzun vadede çözümler bulabilmeleri için değişime ve kendilerine olan inancı yitirmemeleri gerekmektedir.

  • Sosyal Hizmet uzmanları mesleki etik ve değerleri bilir. Müracaatçı ile Sosyal Hizmet uzmanı arasında gizlilik ilkesi mevcuttur. Sosyal hizmet uzmanları, müracaatçı ile kendisi arasında güven ortamı kurduktan sonra sorunlara çözüm aramalıdır. Sosyal hizmet uzmanları bir çok farklı vakaya tanık olabilir, zamanla vakalara alışabilir ama unutmamalıdır ki vakanın biricikliği sebebiyle her müracaatçıyla ilk defa karşılaşmış ve ilk defa sorunlarını dinlemiş olacaktır.

Sosyal Hizmet Uzmanlarının en önemli özelliği empati yeteneklerinin gelişmiş olmasıdır. Müracaatçının yaşamış olduğu sorunlara karşı empati geliştirmeli, bireyi olduğu gibi ele almalıdır. Aksi takdirde halihazırda örselenmiş, anlaşılmaya ihtiyacı olan birey daha fazla örselenecektir.

Sosyal Hizmet mesleği bireyin baş etme kapasitelerini yeniden geliştirir, böylelikle birey toplum içinde kendisinin de var olduğu bilincine varır. Bireyin topluma yeniden kazandırılması, yapabileceklerinin farkına varılması sağlanır. Burada Sosyal Hizmet Uzmanları müracaatçıların geliştirilmesi gereken yönleri yerine, güçlü yönlerine odaklanmalı ve müracaatçıya güçlendirme yaklaşımı uygulamalıdır.

Sosyal Hizmet Uzmanları müracaatçıyla birlikte çok yol katettikten sonra görüşme sonlandırılsa bile periyodlar halinde müracaatçıyı izlemeli, yeniden ortaya çıkabilecek riskler için tedbirler almalıdır. Bu durum sosyal hizmet mesleğinin önemini büyük ölçüde göstermektedir…

Ben Sosyal Hizmet Uzmanıyım, peki ya senin süper gücün ne?

Kaynak ;

Pincus ve Minahan 1973; NASW 1982


Sosyal Hizmet Temelleri Yaklaşımları Müdahale Yöntemleri Prof. Dr. Veli Duyan


/Sosyal Hizmet Uzmanı Ebru GÖKENÇ

Yazı kategorisi: İnsan

SEN ve FİYATIN

Ne kadar değerlisin? , İçinde sakladığın madenler neler ?, Gerçekten altın gibi bir insan mısın?, Kaç KG mikrop taşıyorsun? ( Evet kilogram). Sen değerlisin, sen teksin, bir defa yaşıyorsun iyi yaşa gibi cümleleri boşa söylemiyorum. Hadi okumaya devam et… ne kadar değerlisin anlayacaksın.

 İngiliz bir TV ağının araştırmaları sonucu ortaya çıkan tahmini verilere göz atarak senin ne kadar değerli olduğunu anlayacağız.

Ben bu testi kendim için yaptım ve sonuçları tek tek işleyeceğim. Öncelikle ben 95 kilogramlık, 182 cm bir erkeğim. Tüm verileri girince çıkan sonuçlar yazının devamında eklidir.

Bugüne kadar 56kg oksijen harcamışım. Görülüyor ki sadece nefes alarak bu güne kadar 3.000 dolarlık kimyasal element vücudumu oluşturmuş.  Bunlar yaklaşık değerlerdir.

Düşünsene şuan içimde 9.1 oktilyon atom var… 1 oktilyon, bin kere trilyon kere trilyon demektir. Nerede bu atomlar? En tuhaf olan atomların arasındaki boşluk çıkarılırsa ve atomlar birleştirilirse 9.1 oktilyon atomlu ben, kırmızı kan hücresi kadar ufak olacaktım. Tek bir alyuvar olacaksın.

Sadece kırmızı kan hücrelerim yan yana koyulursa, 257 bin 348 km uzunluğunda olurdu.

Evet, yanlış görmedin 100 trilyon mikrop taşıyorum ve tüm mikroplarımın ağırlığı beynimde ağır geliyor. Herkes için geçerli senin de mikropların beyninden büyük çıkacak.

Neredeyse 3 de 1 im kas kütlesi. 7.2 litre hava çekebilen akciğerlerim var. 5 litrelik 2 tane şişe düşün. Göğsünde taşıyorsun…

Geri kalan %55 suyum ve o 10 litreye yakın havayı alan akciğerim, basketbol topu boyutunun neredeyse yarısı kadar küçük…

Tüm benliğim, kodlarım DNA verilerim sadece 800 megabayttan ibaret.

Çok şaşırtıcı. 110 tane ben 1 gram altın barındırıyorum. 182 gr arsenik ölmem için yeterli ama içimde arsenik barındırıyorum. 1.5 milyon tane benden 182 gram arsenik çıkıyor. 550 tane ben 1 gram arsenik içeriyorum. Görüldüğü üzere zehri içerimizde taşıyoruz. Biyolojik sistem her hesaplamaları yapmış. Bize şaşırmak düşer. Çıkan sonuçları yorum kısmında belirtebilirsiniz. Yeni yazıların bildirimini almak için site üzerinden e-posta ile üye olabilirsiniz. Diğer insanların da bilmesini istiyorsanız, emeği göz önünde bulundurarak linki değil siteyi paylaşmanız beni mutlu eder.

KENDİNE DEĞER KAT… Live Terra

KAYNAK:

http://www.bbc.com/earth/story/the-making-of-me-and-you#/results/top

Barış Özcan/ Kaç paralık adamım? Youtube channel.

Yazı kategorisi: İnsan

Ayna Nöronlar

Nöron nedir ve neden ayna ?

Nöronlar sinir sisteminizin temel fonksiyonel birimidir. Davranışlarımız ve algılarımız nöronların çalışma şekliyle ve bir nöronun diğerleriyle etkileşime girme biçimiyle ilgili her şeye bağlıdır. Bu minicik sinir hücreleri, psikolojimizin biyolojik kısmını oluştururlar. Bunlar tüm duygularımızın ve düşüncelerimizin temelidir. Bu ufaklık beynimizde bilgi alma ve bilgiyi beyne aktarmada önemli rol oynar. Kırmızı ışıktasın. Arkadaki araç korna bastı veya yanındaki araç kırmızı olsa bile geçti. Sen de yeşil yandı sandın bastın. Neden sandın. Nedir bu sanrıyı sana hissettiren, buna yakından bakalım. Koyun gibi birlikte olan nöronlardan bir tanesi bir bilgi alırsa koyun sürüsü gibi tüm nöronları etkiler.

Olmayan bir şeye inanırsın. Bilim insanları buna ayna nöronlar diyor. Ayna nöronların en gelişmiş olduğu tür insanlar, ardından maymunlardır. Ayna nöronlar İtalya PARMA Üniversitesinde 1990’da makak maymunlarında keşfedildi. Yemek verilmedi diye somurtan maymunun yanına getirilen, neşeli maymunun da somurttuğu farkedilmiştir. Bu insanlarda da görülür. Örneğin karşındaki esnerse sen de esneyebilirsin. Gülümsemeye karşı gülümseyerek tepki verirsin. Bazen fark etmesen de yüz kasların karşındaki insanı taklit eder. Bunların sebebi ayna nöronlardır. Bilim insanları empatinin nörobiyolojik tanımının ayna nöronlar etkisi olduğunu düşünmektedir. Yani kısaca karşındaki insanın beyin dalgası senin beyin fonksiyonlarına şekil veriyor. Karamsar insanlara bakarsan, karamsar olursun. Hayatını kontrol et. Çevrendeki olumsuz beyin sinyallerini engelle. Üzülürsen komik videolar izle. İster istemez beynin üzüntüyü unutacaktır. Mutlu yaşamın sırrı nöronlardadır. Psikolojini pozitif tutmak için etkilendiğin insanları pozitif seç ya da etkilenmemek için uzak dur. Kendi yaşam alanını oluştur. Bu bir oda bile olabilir. Okuduğun kitapları iyi seç. İyi bir psikolojiyle yazılmamış kitaplar senin nöronlarında negatiflik yaratabilir. Hayatı hackle. Tüm kaynak kodlarını öğren. Kod dilini bil. Nöronlarını üzme. Ruhr-Universitat Bochum’da görevli Türk nörolog Erhan Genç ve Christoph Fraenz liderliğinde yürütülen araştırma, kişinin zeka seviyesi arttıkça beynin gri madde olarak da adlandırılan serebral korteks bölümünde nöronlar arasında daha az bağlantının meydana geldiğini ortaya koydu. Yani artık sahtekâr nöronları anlayan zeki nöronlar onları görmezden gelebiliyor. Zeki ol. Oku ve pozitif düşün. Her şey yoluna girecektir. 

KAYNAKLAR

https://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/zeka-noronlar-arasinda-baglantiyi-azaltiyor-40843489

https://norobilim.com/askin-norobiyolojisi/,

https://www.e-psikiyatri.com/ayna-noronlar

https://ziladoc.com/download/ayna-nron-sistemine-genel-bak_pdf

https://dergipark.org.tr/en/pub/pgy/issue/11163/133448

http://acikerisim.tedu.edu.tr/handle/20.500.12485/507http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/handle/11655/4014

Yazı kategorisi: İnsan

Nefes Alamıyorum                      

Düşünsene siyahi bir kişi olarak doğuyorsun. Doğduğun andan itibaren seni rengine göre ayırıp beyazlardan farklı yere koyuyorlar. Büyüyorsun. Okula başlıyorsun ve serviste sen ve seninle aynı renk çocuklar oturuyor. Önlerde beyazlar. Kafana işliyorlar. Beyazlar öndedir, önceliklidir, üstündür diye.. Tüm eğitim hayatında siyahsın diye arka sıralarda oturdun. Hep serseri gibi baktılar. Seni, siyahsın diye etiketlediler. Büyüdün evlendin. Çocukların oldu. Bir markete geliyorsun. Cebinde sadece 20 doların var. O 20 doları da başka Bi marketten para üstü olarak aldın. Gittiğin markette para sahte çıkıyor. Son paran olduğunu ve sigarayı geri vermemek istediğini söylüyorsun. Polis çağırılacağını duyunca haklı olduğun için tamam diyor ve marketin önünde aracının içinde bekliyorsun. Polis geldi . Yanlış anlaşılma olduğunu güzel bir dille söyledin ama unutma sen siyahsın ömrün boyunca sen siyahtın seni beyazlar hiç dinlemedi ki… Polis silah çekti, ters kelepçe vurdu. Seni hırpalamaya başladı. Sen de buna kayıtsız kalmayıp sesini çıkardın. Arabaya bindirilip hırpalamadan götürmelerini istedin. Polisler sinirlendi ve ABD Polis departmanlarında normalde yasak,” olağan üstü durumlarda yapılır” diye kural konulan hareketi yaptılar sırt üstü yatırıp, boğazına tek dizini basıp, diğer dizini de kaldırarak, eliyle de aşağı bastırarak seni boğmaya başladılar. Her şey normal bir yanlış anlaşılmaydı ama sen siyahtın polis beyaz… Yüzüstü yatırıldın. Boğazına dizini koydu bastırdı. Elleriyle dizini destekledi. Bastırdı. Sesin zor çıkıyordu. Nefesin yetmiyordu ama bağırıyordun. Son nefesinle anne, nefes alamıyorum dedin ve gözlerini açtığında sana doğru gözünün içine bakan biri seni sırf renginden dolayı boğuyor ve bundan zevk alıyordu. Artık öleceğini anlamıştın. Yalvarmayı bıraktın. Gözlerin kapandı. Öldün ama o kişi senin ruhunu bile rahat bırakmadı boğazından kalkmadı. Bastırmaya devam etti. Öldün. 9 dakika nefessiz kalarak boğuldun. 2 dakika daha nefessiz kalan cesedine bastırarak ruhunu da öldürmek istediler ama yapamadılar… Onlar cahildi, caniydi, güçlüydü, legaldi. Sen ise sadece siyahtın. Otopsi raporunu “sağlıksız beslenme ve sağlık sorunları kaynaklı polis arbedesi sonrası şok geçirerek nefessiz kalmak” şeklinde yalan yanlış doldurup cesedini ailene verdiler. Sen öldün çocuğun benim babam öldü ama dünyayı değiştirdi dedi. Sen ölmedin dostum. Ruhun diğerleri için yükseldi. Sen artık siyahın sadece ten rengi olduğunu, herkesin eşit olabileceği dersini dünyaya bir daha hatırlattın.

Charles BUKOWSKİ’nin de dediği gibi; Hangi çiçek diğerini sarı açtı diye ayıplar? Hangi kuş farklı ötünce diğerine yasak koyar? Derisinden, dilinden ötürü öldürülüyor insanlar. Ah insanlar! Her şeyi bulup, kendini bulamayanlar…

devlet yapan içindeki insanlardır. İnsanın siyahı beyazı olmaz. İnsanın rengi, dili, dini, ırkı olmaz. Atam Osmanlı imparatorluğunu kuran Osman Gazi’ye Şeyh Edebali’nin de dediği gibi. “insanı yaşat ki devlet yaşasın.”

Sokak ortasında yaşama hakkı elinden alınan George Floyd ve Eric Garner anısına…

Yazı kategorisi: İnsan

Eğitim Fakültesi Öğrencilerinin Karşılaştığı Problemler

TÜBİTAK destekli projemde ulaştığım verilere bakacak olursak herkesin kendine özgü problemleri olsa da ortak problemlerin ağır bastığını görüyorum. Anket raporu Haziran 2020’de yayınlanacaktır. Bu yazım kısaca özetlediğim, ortada gözüken durum hakkında bir analizdir. ortak problemler  KPSS, Alan Sınavları ve Fakültelerde sınava yetecek eğitimin verilmediği yönde. Örneğin bir ankette ben atanamayacağımı bilerek okuyorum bu beni olumsuz etkiliyor diyor. Bu ülkemizin büyük bir problemi ama yapılması gerekenler gün geçtikçe yapılıyor diye düşünüyorum. Farklı düşünceniz varsa yorumlarda tartışabiliriz. KPSS konusunda devletin yapabileceği bir şey yok. Zaten KPSS genel kültür ve tüm eğitimin özeti niteliği taşıdığına bence gerekli ve güzel bir sınav. Mülakatlara gelirsek herkesin bildiği gibi ülkemizde sayısı olanın düdüğü öter. Adaletsiz olduğunu düşünüyorum. Anketlerde eğitim fakültelerinde derslerin saate sığmadığından yakınılıyor. Haklılar kendimden biliyorum. Bir derste yetiştiremediği için kitaptan okuyarak 7 padişah işleyen hocalar var. Yanlıştır ama sisteme uymak için zorundalar. Yapılan anket Rize’de olduğu için çevresel faktörlerin öğrencileri rahatsız ettiğine değiniliyor. Öğrenci sevmedikleri, ev vermedikleri, verseler bile sıkıntı çıkarttıklarına yönelik problemler mümkün. Benim fikrim öğrencinin ekmeği yenilen bir ilde bunun olmaması aksine öğrencilerin el üstünde tutulmasından yana ama yapacak bir şey yok. Kültür öğrenciye uygun değil. Üniversite gayet güzel materyalleri uygun sistemi iyi bu yönden kurtarıyor. Bence öğretmen yetiştirmek bakkaldan ekmek almak gibi olmamalıdır. Buna uygun konum ve şartlar sağlanmalıdır. Öğretmenlik çok değerli meslek. Genç beyinleri emanet ediyorsun. Çocuğunu emanet ettiğin insana sövmen etik bir davranış değil. RTEÜ, TÜBİTAK konusunda çok proje üreten bir üniversite olarak sıralamada yükselmektedir. Benim fakültemde proje üretmek için öğrenciye yardım etmek için severek koşan danışmanlık yapan hocalar var. Diğer sınavlara gelelim. ALES bence aşırı gereksiz bir sınav. ALES yerine mezun olunan lisansa uygun alan sınavı tarzında sorular olmalıdır. Sadece Türkçe, Matematik çözüp müzikte yüksek lisans yapmak saçma duruyor. Müziğe uygun konular sorulursa yüksek lisansa konuya eğilimi olanların alınması muhtemeldir. Zaten eğitim bilimleri sınavına değinmek bile istemiyorum. O kadar farklı konudan bir sürü ezber bilgiden sınava soktuğun kişiden sana 1 yıl sonra hayır gelmez. Öğretmenlik ezber işi değildir. Yaparak, yaşanarak, görerek öğrenilir. Bunun için staja 2.sınıftan başlanması gerekiyor. 1 senelik staj yetersizdir. Kolaylık olması için yazıyı kısa tutmak istiyorum.

Eğitim Fakültesine gitmek isteyenlere yardımcı olması adına bir kaç şeye değineceğim.

Arkadaşım, öğretmen olmak istemiyorsan gitme. Sonra sınıf Nuh’un gemisi oluyor. Çocuk sevgin yoksa adım bile atma. İşimiz çocuklarla. Kendi eğitimini gözden geçir. Psikolojik durumunun iyi olması gerekiyor. Kafan bozuksa gelme kardeşim. Çocuğumuzu emanet ediyoruz.

Peki eğitim fakültesine gelirsen…

4 senin nasıl geçtiğini anlamayacaksın. Derslerde hoplayıp zıplayacak çocuk olacaksın. Çünkü öğretmenlik için empati şart. Hangi bölümü okursan oku çok kafa hocaların olacak. Halinden anlayan hocaların olacak. El işi yapacaksın. Materyal üreteceksin. Sunumlar yapacaksın. Hocalar oturacak konuları sen anlatacaksın. Arkadaşım umarım bir şeyler katmışımdır. Beğendiysen beğen butonuna tıklanan beni sevindirir. Eksikleri ve beğenmedikleri i yorumda belirtmem okuyanları sevindirir bana da sen bir şeyler katmış olursun.

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik…

Akıncı hava aracı ülkemize hayırlı olsun. 🇹🇷

Yazı kategorisi: İnsan

Bireysel emeklilik nedir ? (Mustafa BAHAR)

Tüm detaylarıyla slayt halindeki dokümanı aşağıdan indirerek okuyabilirsiniz.

NOT: POWERPOİNT’le açmazsanız interaktif sunu bozulur. Google slaytlar v.s. açmamanız rica olunur. Sunuda bilgi yazmamaktadır. Word belgesinde bilgiler vardır. Sunu sadece interaktiflik açısından materyal olarak tasarlanmıştır.

Yazı kategorisi: İnsan

Hadi! kendinizi test edin…

Heinz adlı bir adamın karısı az rastlanan bir kanser türünden ölmek üzeredir. Doktorlar bir ilacın onu kurtarabileceğini söyler. Bu ilaç aynı şehirde oturan bir eczacının keşfettiği kopyasız bir radyumdur. Bu ilaç pahalıya mal olmuştur. Eczacı radyuma 200 dolar vermesine rağmen kendi keşfi ve uğraşlarını da katarak tek dozuna 2000 dolar istemektedir. Heinz tanıdığı herkesten borçlar aldığı halde 1000 dolara sahip olabilmektedir. Eczacıya karısının ölmek üzere olduğunu söyler. Ona ya ucuza vermesini yada paranın yarısını sonra almasını ister. Eczacı kabul etmez. Bunun üzerine Heinz eczaneden ilacı çalar.

KENDİNİZCE BU HAREKETİ VE OLAYI YORUMLAYIP DOĞRU-YANLIŞ, İYİ-KÖTÜ AYRIMINI YAPTIKTAN SONRA NEDEN BU AYRIMI SEÇTİĞİNİZİ AÇIKLAYIN VE AŞAĞIDAKİ EVRELERCE BAĞDAŞTIRIN.

Kohlberg’in ahlaki gelişim evreleri

Gelenek öncesi Ceza ve itaat ( I. Evre) (4-9 yaş)

  • Bu düzeydeki çocuklar sadece otoriteye uyar ve cezalandırılmaktan kaçınırlar.
  • Gelenek olarak olayların dış görünüşüne ve meydana gelen zararın büyüklüğüne bakarak karar verirler.
  • Olayların gerisindeki neden önemli değildir.
  • Araçsal ilişkiler( Saf çıkarcı eğilim) (II. Evre)
  • Çocukların kendi İhtiyaç ve isteklerin karşılanması önemlidir.
  • Çocuk bir davranışı kendi açısından yararlı buluyorsa o davranış doğrudur.
  • Ne kadar alırlarsa o kadar vermeleri söz konusudur.

Geleneksel Dönem
Kişiler Arası Uyum (iyi çocuk olma eğilimi) (III. Evre)


  • Akran grupları ile işbirliği gözlenir.
  • İyi davranış başkalarına yardım etmek ya da onları mutlu etmektir.
  • Koşullarda değişiklik olsa bile gruptan bağımsız davranma Ve kararlar verme pek görülmez.
  • Bu dönemde çocuk olaylara başkaları açısından da bakabilme özelliği kazanır.
  • Başkalarının hissettiklerini de dikkate alır. Artık yaptıklarının ceza almamak için ya da kendisi için değil aynı zamanda başkalarını mutlu etmek için yapmaya çalışır.
  • Birey kendisinden beklenen davranışı göstermenin doğru olduğu yargısındadır ve anne babası öğretmeni ve arkadaşlarının kendisinden beklediği gibi davranırsa onların sevgisini kazanabileceğini düşünür.

Kanun ve Düzen (IV. Evre)

  • Doğru davranış otoriteye ve sosyal düzeye uygun olarak kişinin görevini yerine getirmesidir.
  • Akran gruplarının kurallarının yerini toplumun kuralları ve kanunları almıştır.
  • Kanunlar soru sorulmaksızın izlenir ve kanunlara uyulur.
  • Kanunlara uymayanlar asla onaylanmazlar.

Gelenek Sonrası (14 yaş ve üstü)
Sosyal Sözleşme (V. Evre)


  • Kanunların kullanımı ve bireysel haklar eleştirici bir biçimde incelenir.
  • Toplumun kanunları ve değerlerinin göreli ve topluma özgü olduğu kabul edilmektedir.
  • Kanunların Demokratik olarak değiştirilebileceği ilkesine sahiptirler.
  • Kanunlar sosyal düzeni korumak temel yaşama ve özgürlük haklarını güvence altına almak için gerekli görülmektedir.

Evrensel Ahlak İlkeleri (VI.Evre)



Kohlberg’ in kuramında bu evre ahlak gelişiminin en son aşamasıdır.

Birey bu evrede artık kendi ahlaki ilkelerini topluma ya da çevresine göre değil kendi değer yargılarına göre seçer ve bir değerler bütünü oluşturur.
Bireyin oluşturmuş olduğu değerler yargısı ; adalet eşitlik , insan hakları gibi soyut kavramlardan meydana gelir. Bu ilkeleri ihlal eden kanunlara uyulmamalıdır.
Çünkü bu evredeki bireylere göre adalet kavramı yasanın daha da üstünde olan bir şeydir.

Kaçıncı evresiniz? şöyle ki sayın Prof. Dr. Çiğdem KAĞITÇIBAŞI hocamız her birey 6. evreye çıkamamakta yetişkin bireylerin çoğu araştırmalar sonucu 4. evrede kalmaktadır. Diyor bilginize…

kaynakça: HANDBOOK OF SOCİALİZATİON, THE ORY AND RESEARCH S.347-480 KAĞITÇIBAŞI.Ç DÜNDEN BUGÜNE İNSAN VE İNSANLAR S.222-224 PROF.DR. ÇİĞDEM KAĞITÇIBAŞI/DOÇ. DR. ZEYNEP CEMALCILAR